Merhaba sevgili okuyucular,
Bu yazıyla birlikte yeni bir kategori oluşturuyoruz. Yeni bir hayat kurduğumuz gibi. Çoğul konuşuyorum çünkü burada anlattığım her şeye aslında sizi de dahil ediyorum.
Kategorinin ilk bölümüne hoş geldiniz, iyi ki geldiniz. Başlıktan anlaşılacağı üzere sonunda Almanya’dan bildiriyorum.
3 sene uğraştıktan sonra sonunda buraya gelebildim ama başım ne kadar göğe erdi açıkçası henüz bilmiyorum. (üç senenin özeti için: Almanya göç serüvenim )
Bu yazıyı yazarken gerçekten çok zorlandım. Umarım uzunluğuyla sizi sıkmaz ama iki ay boyunca bir şey anlat(a)madığım için maalesef yazı biraz uzun olacak.
Yazamadım çünkü hiçbir şey dümdüz bir çizgide ilerlemiyor. Anlatabilmek içinse insanın bazen sakince sindirmesi gerekiyor. Bütün duyguları adlandırmak ve yazıya dökmek zaten zorken, böyle duygusal anlamda yoğun bir süreçte daha da zor oluyormuş.
Süreç her zamanki gibi bazen yerlere iniyor bazen ise yükselişe geçiyor. Sanırım hayat bana hiçbir zaman her şeyin tamamen iyi ya da kötü olamayacağını öğretmeye çalışıyor. Çünkü ben buraya geldikten sonra her şeyin çok yolunda gideceğine çok fazla inanmıştım…
Şimdi Gelin Yeni Hayatıma Birlikte Bakalım
Öncelikle uzun bir süre küçük bir yerde kalmanın şokunu atlatmaya çalıştım, hala bazen şaşırsam da aslında alışıyorum da gibi. İstanbul’dan sonra gerçekten çok küçük ve farklı bir hayattayım. Alışkanlıkları değiştirmek ise gerçekten zor. Güzel yanları yok dersem yalan söylerim ama hiçbir şey, hiçbir yerde harika değil sanırım.
İlk geldiğim hafta yaşadığım zorluk tamamen benim hayatımla alakalıydı açıkçası. Bu konuda Almanya’yı ya da herhangi birini suçlarsam ayıp etmiş olurum. Zaten daha önce de buraya gelmiş, bu evde kalmış olduğum için ekstra bir şok yaşamadım.
Ama kendi hayatımda bir sürü değişiklik vardı. Sevdiklerimi, arkadaşlarımı, sevgilimi, kedimi ve birçok eşyamı İstanbul’da bırakmıştım. Beni en çok zorlayan şey onların yokluğuna alışabilmekti.
Bu kararı alırken, buraya gelirken bunu tabii ki göz önünde bulundurmuştum. Ama itiraf etmem gerekirse bu kısım daha kolay olur, Almanya’ya alışmam daha zor olur sanıyordum. Düşündüklerimin tam tersi oldu. Almanya’ya alışmak daha kolay, diğer şeylere alışmak ise daha zor geldi diyebilirim.
Almanya’da Kötü Deneyimler
Saatte bir trenin olması, akşam 22.05’te son otobüsümün kalkması, yapılacak ve gidilecek hiçbir yer olmaması beni ilk haftalarda çok ağlatsa da daha sonra kendime yeni bir yol buldum. Bu yol, diğerinden daha iyiydi ve biraz daha sakinleşmiştim. Sanırım bazı şeylere de biraz alıştım ki artık kendimi birçok konuda daha iyi hissedebiliyorum.
Işıklarda beklerken fenalaşmaktan korkuyor ama trenle gitmeye okey olurum sanıyordum, ta ki kırmızı ışığın yeşile döndüğünü görüp trenlerin asla gereken yerlere gereken saatte gitmediğini fark edene kadar.
İstanbul’dayken biliyordum, duymuştum. Ancak buraya gelince yaşadığınız şey gerçekten bir kepazelik. Tahmin ve tahammül edemediğiniz bir durum. 63€ Deutschlandticket’a ödedikten sonra herhangi bir yolculuğu yapamadığını fark edince, insan gerçekten ağzından köpük çıkararak sinir krizi geçirecek gibi oluyor.



Kendimi deliye vurmakla verem olmak arasında bir yerdeyim. Bu kadar sistematik bir ülkede nasıl havaalanına giden tren havaalanına 2 durak kala “artık oraya gitmeyeceğiz” diyebiliyor ve insanlar bunu nasıl kabullenebiliyor anlamıyorum. Üstelik bunu Berlin’e gittiğim hızlı trende de yaşadım.
Dakik olunan ve dakik olunmasını bekleyen Almanya’da birçok konuda dakikliğin “D”si bile bulunmuyor maalesef. Kendi uçuşlarım için şimdiden düzenli olarak panik atak geçiriyorum. Üstelik en korkunç kısmı da şu: trenler İstanbul’daki gibi 5 dakikada bir değil ve mesafeler birbirinden gerçekten çok uzak.
Eğer Deutsche Bahn, Türkiye’de olsaydı üçüncü günün şafağında bombalanırdı. Ve kimse o grubu terörist ilan etmezdi…
Almanya’da İyi Deneyimler
Bunun dışında kişisel alanın olmasından çok hoşlandım. Ayrıca ilk iki ayımda hala bir ırkçılık yaşamadım. Küçük yer durumu mu, bilmiyorum ama herkes gerçekten fazlasıyla yardımsever. Elimde bavulla yürüyorsam en az 3-4 kişi “yardım lazım mı?” diye soruyor.
İstanbul’un aksine insanların birbirinin umrunda olmaması beni bazı baskılardan da kurtardı. Mesela artık, Kadıköy’e giderken asla giymeyeceğim bir eşofmanı Essen’e kursa giderken giyiyorum. Bazı dertler gerçekten şehir derdiymiş sanırım. Yine de şehirde olmak paha biçilemez bir histi. Hele de İstanbul gibi bir şehirde…
Üçüncü haftamda Berlin’e arkadaşımı ziyarete gittiğimde “Allahım ben şehir insanıyım, nabzım yavaşlamış resmen.” diye bağırdım. İnsanların çokluğu mu bana iyi hissettiriyor yoksa fazla talep sebebiyle çok seçenek olması mı bilmiyorum. Ama sanki şehirde bir hayat varken, burada sadece öylesine yaşıyormuş gibi hissediyorum.
















O güne kadar aralıklarla ağlamaya ve “geri mi dönsem acaba” demeye devam ediyordum. Ama Berlin’de geçirdiğim ikinci gün kendimi iyi hissettiğim ilk gündü. Bu da bana asıl hedefime henüz ulaşmadığımı, çünkü asıl hedefin Berlin’e taşınmak olduğunu hatırlattı.
Bütün bunlara rağmen duygularımla değil mantığımla hareket edebildiğim için kendimle gurur duyuyorum. Çünkü bazen bu durum fazlasıyla zorlayıcı olabiliyor…
Sürpriz: Yine Evrak
Almanya’da birinci ayıma bir gün kala maalesef uğraştıracak başka bir haber daha aldım. Yasa değişiyormuş ve bu yılın sonuna kadar denklik tamamlama hakkım varmış. Eğer bunu yapamazsam 162€ daha ödeyip, üç ay bekleyerek yeniden denklik alabilirmişim.
Birkaç yerden dönüş aldım ama hepsi gerçekten çok uzakta ya da denklik sorununa takılıyor gibi. Tam her şey başlarken bir anda denklik sorunu gerçekten Almanya’nın bana en kötü sürprizi oldu.
Ha bir de benden önce yurt dışına taşınan tüm arkadaşlarıma, her İstanbul’a geldiklerinde ettiğim tüm laflar için özür diliyorum…
2. Ayım dolduğunda İstanbul’a tekrar ayak basmıştım. Hala mantıklı gözükmese de insan ilk fırsatta ait olduğu yere koşup gelmek istiyor sanırım. Bazı duyguları yaşamadan anlamak imkansızmış. Ama İstanbul’a geldikten sonra neden Almanya’ya taşınmaya karar verdiğimi bir kez daha anlamış oldum.
Almanya’da ilk iki ayımı özetlemeye çalıştım, başarılı mıydım bilmesem de; o kadar yoğun duygulu ve tempolu bir süreci anlatabilmek gerçekten çok zormuş.
Mutlu muyum, mutsuz muyum, henüz bilmiyorum. Ve belki de bilmek için çok erkendir.
Bir arkadaşıma “alışabildin mi?” diye sorduğumda “henüz kendime bu kadar büyük sorular sormuyorum” demişti.
Ben de kendime bu kadar büyük sorular sormamaya karar verdim.
Ama yine de İstanbul’a gelmeden birkaç gün önce ufak bir gelişme yaşandı. Eğer her şey yolunda giderse bir sonraki yazıda size çok güzel bir durumdan bahsedeceğim.
Şans benimle olsun. 🪄✨
Sevgilerle,

Hayat toz pembe olsa, yaşamın bir tadı olmaz. İnsan kendi yaşadığı ülkede iş, ev vs. değiştirse bile zorlukları olur. Hele ki farklı bir ülkeye göç etmek çok daha zor olur.
Hayat da bazen dipte olduğunuzu hissettirir, bir gün sonra yepyeni ufuklar açar.Bu da yaşamın ta kendisidir.
Güzel günler görmek belli engelleri aşmaktan geçer,inanıyorum önümüzdeki günler senin için çok daha güzel olacaktır.
Yüzbinlerce genç senin yerinde olmak Almanya’ya kapağı atmak için uğraşıyor.
Zorluklara karşı diren.
Yaşamak direnmektir, direnmek yaşamak.
Sen benim kızımsın direnecek ve başaracaksın. Çok güzel bir gelecek seni bekliyor….
Yaşamak direnmektir, direnmek yaşamak…
Umarım her şey çok güzel olacak, desteklerin için teşekkür ederim 🥹 ♥️